Fazıl ŞENEL
Fazıl  ŞENEL
fazilsenel@gmail.com
Hadramiler ve Hadramut
  • 0
  • 1551
  • 30 Haziran 2020 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    Loading...
  • +
  • -

Hadrami, Hadramutlu manasına gelir. Çoğul hali Hadarim‘dir (Hadramiler / Hadramutlular).

 

Hadramut bölgesi, Yemen ve Umman arasında, Socotra adası da dahil

Hadramut, bugün büyük kısmı Yemen‘de ve bir kısmı da Umman‘da kalmış olan tarihi bir bölgenin adıdır. Eski zamanlarda Hadramut, Saba’nın yanında bir krallıktı. Ancak Saba’nın aksine Hadramut kültürü yüzyıllar boyunca varlığını sürdürdü, çünkü vahalar yaşamın sürmesine yardımcı oldu. Hadramut halkı, Yemen’in geri kalanından büyük ölçüde bağımsız kaldı. Bölge, Yemen’in doğu çölünde az çok kendi kendini destekleyen ve kendi kendini yöneten izole bir bölgedir. Bununla birlikte, birçok Hadrami tarih boyunca göç etmiştir, çünkü bölge genişlemek için yeterli değildi.

1914 yılına ait bir harita ve Hadramut

Hadramut isminin nereden geldiğine dair bir çok rivayet var, bunlardan 3 tanesi en meşhurları.

  1. Hadara Mevtölümün geldiği yer, Arapça mevt: ölüm , Arapça hadara: hazır olmak, gelmek
  2. Hadra Mut    ;  yeşil vadi , Arapça hadra; yeşil , Luvice mut ; vadi, Luvice tarihi anadolu dillerinden birisidir, bu kelimenin güney arabistana nasıl ulaştığı  bilinmemektedir. Ancak Hadramut, tarih boyunca çevresindeki çöllere rağmen hep sulu tarımın yapılageldiği yemyeşil vadilerden oluşan bir bölgedir.
  3. Adramitai     ;   Ad-ı İrem beldesi, antik yunanca’da ki söyleniş şekli

 

Gökben Coşkun beye göre, günümüzde bazı tarihçiler, Ad Kavmi‘nin, bir değişim süreci içine girdiğini ve tarih sahnesine tekrar çıktığını söyler. Ohio Üniversitesinde araştırmacı olan Dr. Mikail H. Rahman, Ad Kavmi‘nin, Güney Yemen‘de yaşamış bulunan dört kavimden birisi olan Hadramilerin ataları olduğunu söylemektedir. Ortaya çıkışları MÖ 500’lü yıllara rastlayan Hadramiler, “Şanslı Araplar” olarak nitelendirilen insanlar içinde en az bilinenlerdir. Bu kavim, çok uzun bir süre Güney Yemen bölgesinin kontrolünü elinde tutmuş, uzun bir zayıflama sürecinin sonunda da MS 240 yılında tamamen ortadan kalkmıştır.

MÖ 400 de Hadramut Krallığı

Hadramilerin, Ad Kavmi’nin torunları olabileceğinin bir belirtisi, bunların isimlerinde  gizlidir.  MÖ 3. yüzyılda  yaşamış Yunanlı yazar Pliny, bu kavimden Adramitai -bu kelime Hadrami demektir- olarak bahsetmektedir.  Adramitai  kelimesinin  isim hali ise Adram‘dır.  Kur’an‘da,  Ad-ı İrem olarak geçen bu kavmin isminin,  Adram  haline dönüşmüş olması muhtemeldir.

Yunan coğrafyacı Batlamyus (MS 150-160) da, Adramitai isimli kavmin yaşadığı yer olarak,  Arap Yarımadası’nın  güneyini gösterir.  Nitekim bu bölge, yakın bir tarihe kadar da Hadramut ismiyle çağrılmıştır.  Hadrami Devleti’nin başkenti SabwahHadramut  vadisinin batısında  yer almıştır.  Ad Kavmi‘ne elçi olarak gönderilmiş olan Hz. Hud‘un mezarının burada olduğu söylenir.

Arab yarımadasındaki eski kavimler ve yaşadıkları yerler

Hadramilerin,  Ad Kavmi‘nin devamı olduğu düşüncesini güçlendiren bir diğer etken, bunların zenginlikleridir.  Yunanlılar,  Hadramileri dünya üzerindeki en zengin ırk  olarak nitelendirmişlerdir.  Tarih kayıtları, Hadramilerin, o çağların değerli bitkisi  frankinsce’in (Türkçesi Sığla) tarımında  çok ileri gittiklerini söylemektedir. Bitkinin yeni kullanım alanlarını bulmuşlar ve  kullanımını yaygınlaştırmışlardır.

Frankincense (Sığla) ve yağı

Sığla (Günlük) yağı kahverengiye yakın tahin renginde, bal kıvamında, yapışkan, donuk ve mat yapıdadır. Eski Mısırlılar mumyalama işleminde bu balzamı kullanmıştır. Türkiye’de en geniş yayılışını Muğla’da özellikle’de Marmaris, Dalaman, Köyceğiz ve Fethiye dolaylarında göstermiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sığla yağı Mısır’a ihraç edilmiştir. Sığla ağacının odunlaşmış gövdesi üzerinde balsam kanalları vardır. Her ağaçtan iki ya da üç yılda bir, yaz mevsiminde uzunlamasına yarıklar açılarak ağacın güzel kokulu yağı (balsam) ve kabukları alınır. Yaralardan sızan madde özel bıçaklar ile kazınarak toplanır. Bu salgı ve kabuklar sıcak su ile kaynatıldıktan sonra özel preslerde sıkılarak sığla yağı elde edilir.

Boswelli Sacra ağacı, Frankincense’in (Sığla) elde edildiği ağaç

Hadramilerin başkenti olduğu bilinen Sabwah’ta  yapılan kazılarda bulunanlar oldukça ilginçtir.  1975 yılında başlanan kazılarda, yoğun kum yığınları sebebiyle arkeologların kentin kalıntılarına ulaşması son derece zor oldu. Kazılar sonunda elde edilen bulgular şaşırtıcıydı;  çünkü ortaya çıkartılan antik şehir, o güne kadar rastlanılanların içinde en muhteşemlerinden bir tanesiydi.  Şehri çevreleyen kalenin duvarları,  Yemen‘de bulunanların arasında, en kalın ve en kuvvetli olanıydı. Krallık sarayının ise harabe halinde olmasına rağmen, bir zamanlar muhteşem bir bina olduğu anlaşılmaktaydı.

Sabwah

Hadramilerin, bu mimari üstünlüklerini, ataları olan Ad Kavmi‘nden miras aldıkları varsayılabilirdi. Nitekim Hz. Hud, Ad Kavmi’ni uyarırken onlara şöyle demişti:

Siz, her tepeye bir anıt-alamet inşa edip, oyalanıp eğleniyor musunuz? Büyük ve sağlam yapılar yaparak, kalıcı (ebedi) olacağınızı mı, umuyorsunuz? (Şuara (26)/ 128-129)

Sabwah‘da bulunan yapıların bir başka dikkat çekici özelliği de gösterişli sütunlardı.  Yemen’deki birçok şehirde, sütunlar, kare şeklinde ve yekpare olarak yapılmışlardı.  Sabwah‘dan çıkartılan sütunlar ise,  bölgede bulunan diğer şehirlerin sütunlarına hiç benzemiyordu; bunlar yuvarlak yapılıydılar ve dizilişleri de dairesel şekildeydi. Sabwah  halkı,  ataları Ad Kavmi’nin mimari tarzını miras olarak almış olmalılardı. MS 9. yüzyılda yaşamış  Bizans İstanbul Başpiskoposu Photius, özellikle Agatharacides’in (MÖ 132)  yazdığı, “Kızıl Deniz Hakkında” isimli kitabı kullanarak, Güney Arapların ve onların ticari faaliyetleri hakkında birçok araştırma yapmıştı. Photius, bir yazısında şöyle diyordu:  “Şu söyleniyor ki; onlar (Güney Araplar), üzeri gümüş ve altınla  kaplı birçok sütunlar inşa etmişlerdi.  Bu sütunların yerleştirilişi de görülmeye değerdi.”

Photius’un bu ifadesi, doğrudan Hadramilere işaret etmese bile, bu bölgede yaşayan halkların zenginliğini  ve mimari alanındaki gelişmişliğini göstermesi bakımından dikkate değerdir.  Yunanlı klasik yazarlar  Pliny ve Strabo’da, bu şehirlerden “çarpıcı güzellikte tapınaklar ve saraylarla bezeli”  yerler olarak, bahsetmektedirler.

Günümüzde Güney Arabistan’a seyahat eden bir kişinin en sık karşılaşacağı şey, geniş çöl alanları olacaktır.  Şehirlerin ve sonradan ağaçlandırılmış bölgelerin dışında kalan yerlerin çoğu kumlarla kaplıdır.  Bu çöller, binlerce yıldır burada bulunmaktadırlar. Ancak Kuran‘da, kavmini uyaran Hz. Hud, onlara, Allah tarafından bahşedilmiş olan pınarlara ve bahçelere dikkat çekmektedir:

Artık Allah’tan korkup (sakının) ve bana itaat edin. Bildiğiniz şeylerle, size yardım edenden korkup (sakının).  Size hayvanlar ve çocuklar (vererek) yardım etti.  Bahçeler ve pınarlar da.  Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” demişti. (Şuara(26)/ 131-135)

Semud Kavminin, Ad Kavminden koparak ayrılıp yerleştikleri Hicr bölgesi

Ama belirttiğimiz gibi Ubar veya bölgede Ad Kavmi‘nin yaşaması muhtemel olan herhangi bir yer,  bugün tümüyle çöllerle kaplıdır.  Öyleyse Hz. Hud, neden kavmini uyarırken bahçeler ve pınarlardan söz ediyor?

 

 

Tarihsel kayıtlar, günümüzde çölleşmiş bulunan bu yerlerin, bir zamanlar oldukça verimli ve yeşil bir toprak olduğunu göstermektedir. Bölgenin büyük bir kısmı, günümüzden birkaç bin yıl öncesine kadar, Kur’an‘da anlatıldığı gibi, yeşil alanlarla ve pınarlarla kaplıydı.  Bölge halkları da bu nimetlerden faydalanıyordu. Ormanlar, bölgenin sert iklimini yumuşatıyor ve yaşamaya daha uygun hale getiriyordu.  Çöl yine vardı, ancak günümüzdeki kadar geniş bir alan kaplamıyordu.  Güney Arabistan’da, Ad Kavmi’nin yaşadığı bölgelerde bu konuya ışık tutacak önemli ipuçları elde edildi.  Bunlar, bölgede yaşayan kavimlerin, gelişmiş bir sulama sistemi kullandıklarını gösteriyordu.  Bu sulama sistemi, tek bir amaca hizmet ediyor olabilirdi: Sulu tarım. Günümüzde yaşamaya elverişli olmayan bu bölgelerde, insanlar bir zamanlar tarım yapıyorlardı.

Uydudan çekilen resimlerde,  Ramlat at Sab’atayan isimli bir yerleşim bölgesinde, çeşitli  sulama kanalları ve baraj kalıntıları bulunmuştu. Bu yapıların şekilleri ve boyutları,  bunların bu bölgede yaşayan 200.000 kişilik bir topluluğa yetecek kadar büyük olduklarını gösteriyordu.

Araştırmayı yürüten arkeologlardan Doe şöyle demişti:  “Ma’rib çevresinde bulunan alan o kadar verimliydi ki,  bir zamanlar Ma’rib ve Hadramut arasında kalan bölgede, çok verimli bir tarım yapıldığı söylenebilir.”

Yunanlı klasik yazar Pliny de yazılarında, bu bölgede bulunan verimli topraklardan, sislerle kaplı,  ağaçlıklı dağlardan ve kesintisiz uzanan ormanlardan bahsediyordu.  Hadramilerin başkenti Sabwah yakınlarında, erken döneme ait bazı tapınaklardaki yazıtlarda, bu bölgede hayvanların avlandığından ve bunların kurban edildiklerinden söz ediliyordu.  Bütün bunlar, bu bölgede bir zamanlar çöllerin yanı sıra, verimli toprakların da geniş bir alan kapladığını gösteriyordu.

Bir bölgenin çölleşmesi için geçerli olan süre, çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Bunlardan biri,  Smithsonian Enstitüsünün Pakistan’da yaptığı araştırmadır. Ortaçağ’da verimli bir arazi olduğu bilinen bir bölgenin günümüzde 6 metrelik bir kum tepesine dönüştüğü görülmüştür.  Kumlar, günde 15 cm kadar kalınlaşabilmekte ve böylece en yüksek yapıları bile zaman içinde yutabilmekte;  bunları sanki hiç var olmamış gibi örtebilmektedir.  Yemen‘de Timna bölgesinde  1950’li yıllarda başlatılan kazılar sonucu ortaya çıkartılan yapılar,  günümüzde tekrar kumlara gömülmüştür. Mısır piramitleri de bir zamanlar tümüyle kumlar altındaydı ve ancak çok uzun süren kazılar sonucunda, tekrar yeryüzüne çıkartılabilmişlerdi.  Kısacası bu bölgede, uzak geçmişte çok güçlü ve gelişkin toplulukların yaşadığını söyleyebiliriz.

Hadramiler tarih boyunca göç etmiştir, çünkü Hadramut aynı Karadeniz bölgemiz gibi genişlemek için çok azdı.

Yüzyıllar boyunca deniz ticaretiyle el ele giden Hadrami göçü, birçok Hadrami’nin Hindistan, Sri Lanka, Malezya, Singapur ve özellikle de Endonezya‘ya yerleştiği 18. ve 19. yüzyıllarda zirvesindeydi. Diaspora, vatanı ile güçlü bağlarını korumuştur. Bazı Hadramiler hala oğullarını ve kızlarını eğitimleri ve evlenmeleri için Hadramut’a gönderirler. Hadrami kütüphanelerindeki ve öğrenme merkezlerindeki etkileyici bilgi dizisine katkıda bulunmaya devam ediyorlar.

Hadrami diasporası da, Endonezya takımadalarına kadar olan mesafeden vatan için mali desteğini sürdürdü. Hadramiler, tıpkı Avrupa ticaret şirketlerinin tüccarlarının Hıristiyanlığın yayılmasında etkili olduğu gibi, İslam’ın ilk dönemlerinde etkili olmuşlardır. Geçen yarım yüzyıl boyunca Hadramiler, Körfez ve Suudi Arabistan’a göç etti.

Hadramiler Hint Okyanusunda hem batı kıyılarında, Kızıldeniz bölgesinde hem de Doğu Afrika’da ve daha doğuda Hindistan, Singapur ve Endonezya’da yüzyıllardır varlığını sürdürmektedir.

Hadramiler Şafi Mezhebinden oldukları için İslam’ı yaydıkları coğrafyalarda, Doğu Afrika, Güneydoğu Asya vb, Şafi Mezhebini takip ediyorlar.

 

Bir sonraki yazımızda, Hadramiler, yerleştikleri ülkeler, bu ülkelerdeki etkinlikleri ve İslam’ın yayılmasındaki rollerine değineceğiz.

 

 

 

Kaynaklar;

İslam Ansiklopedisi

Gökben Coşkun

Iain Walker

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?