DOLAR 8,4705
EURO 10,2921
ALTIN 502,04
BIST 1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 28°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
28°C
Parçalı Bulutlu
Paz 23°C
Pts 26°C
Sal 28°C
Çar 28°C

İSLAM’A DAVET EDİLEN DEVLETLER

İSLAM’A DAVET EDİLEN DEVLETLER

Hz. Peygamber Efendimiz (sav) Hudeybiye’den döndükten hemen sonra kâtiplerine yazdırdığı dokuz adet davet mektubunu elçileri aracılığıyla dönemin ileri gelen devlet başkanlarına gönderdi (Muharrem 7/Mayıs 628).

Zîrâ ilâhî emir bu yönde idi:

(Resûlüm!) De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sâhibi olan Allâh’ın elçisiyim…” (el-A’râf, 158)

“Ey Resûl! Rabbinden Sana indirileni (bütün insanlara) teblîğ et! Eğer bunu yap­mazsan, O’nun (Sana verdiği) peygamberlik vazîfesini yapmamış olursun! Allâh Sen’i in­sanlardan koruyacaktır…” (el-Mâide, 67)

“Biz Sen’i bütün insanlar için bir müjdeci ve Allâh’ın azâbıyla korkutucu olmak üzere gönderdik. Lâkin insanların pek çoğu bunu bilmezler.” (Sebe’, 28)

Fahr-i Kâinât Efendimiz hükümdarlara mektup yazdırmak istediğinde, ashâb-ı kirâm:

“–Yâ Resûlallâh! Onlar bir mektubu mühürlü olmadıkça okumazlar.” dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, gümüşten bir yüzük yaptırdı. Üzerine üç satır hâlinde “Allâh-Resûl-Muhammed” kelimelerini nakşettirdi ve bu yüzüğü mektuplarında mühür olarak kullandı.

Yüzüğün üzerine “Muhammedün Resûlullâh” terkibi nakşedilmiş oluyordu, ancak tâzîmen “Allâh” ism-i celâli en üstte, “Resûl” arada ve “Muhammed” ismi de alt satırda yer alıyordu.

Hz Peygamberimiz (sav) in kullandığı mühür

Elçilerin, gidecekleri bölgeyi ve insanlarını tanıyan, fizikî ve ahlaki güzelliklere sahip, hitabet ve temsil açısından yetenekli olmalarına özen gösterdi.

İslam elçileri ve gittikleri ülkeler

Mektuplardan ikisi dönemin iki büyük devleti ve süper gücü sayılan Bizans ve Sâsânî imparatorlarına gönderildi. İslam’ın doğuşu yıllarında Ortadoğu, dönemin bu iki süper gücünün birkaç asırdır devam eden mücadelesine sahne olmaktaydı. Sâsânîler, I. Hüsrev zamanında çok güçlenmişler ve bir imparatorluğa dönüşmüştü. I. Hüsrev, ya da İslami kaynaklardaki adı ile Nûşirevân (Anuşirvan), adaleti ile çok meşhurdu ve hatta Hz. Peygamber efendimiz (sav)’ in kendisi hakkında “keşke Nûşirevân da benim ümmetimden olsaydı” dediği rivayet edilir. Nûşirevân, Akhun devletine karşı Göktürkler ile bir ittifak kurdu ve Doğu Göktürk hakanı İstemi Yabgu’nun kızıyla evlendi, kendisinden sonra tahta geçen Hürmüz bu evlilikten doğdu. Hürmüz’den sonra oğlu II. Hüsrev tahta geçti.

Hazreti Ömer, Sâsânî devletini yıkıp İran’ın fethini tamamladığında Nûşirevân’ın üç kızı da esirler arasında bulunuyordu. Bunlara da diğer esirler gibi muamele yapılmak istenince Hazreti Ali, ‘Resûlullah (sav)’ın esir olan sultanlara ve çocuklarına ayrı muamele yapılmasına dair Hadis-i Şerifi var’ deyince Hazreti Ömer (rha) bu kızları Sevde validemizin (rha) emrine verdi. Bir müddet sonra bunların üçü de kendi istekleriyle Müslüman oldular. Bunlardan Şehr-i Bânu Gazele Hazreti Ali’nin oğlu Hazreti Hüseyin’le evlendi. Birisini Hazreti Ömer’in oğlu Hazreti Abdullah, diğerini de Hazreti Ebubekir’in oğlu Hazreti Muhammed nikah edindi. Hazreti Hüseyin ile Şehr-i Bânu Gazele’nin evliliğinden Zeynel Abidin hazretleri dünyaya geldi. Şehr-i Bânu’nun annesi olan Nûşirevân’ın hanımı ise Göktürk Hakanı İstemi Yabgu’nun kızı Fakim idi. Böylece Türkler ve Acemler seyyidlerin akrabaları olmuşlardır.

Sâsânîler 614 yılında Kudüs’ü zaptederek Hıristiyanlar için son derece önemli olan Kutsal Haç’ı alıp başkent Medâin’e (Ctesiphon) götürmüş, 619’da Mısır’ı işgal ettikten sonra 626’da Anadolu’yu aşıp İstanbul önlerine kadar ilerlemişlerdi. Sâsânîlerin ilk başkenti İran’da Fars eyaletindeki İstahr şehri idi, Antik Persepolis şehrine 5 km uzaklıkta kurulmuştu. Orta Doğuda Bizans’la olan güç mücadelesi nedeniyle başkenti, Dicle nehri kenarında, Bağdat’ın 35 km güneyinde, Büyük İskender ve ardılları zamanında kurulan Seleukia şehrinin tam karşısında bulunan Ctesiphon’a (okunuşu Tizfun) taşıdılar. O civarda birbirine yakın 3-4 şehir olması nedeniyle Araplar, şehirler anlamına gelen Medâin ismini kullandılar. Şehrin bugünkü adı Selman-ı Farisi hz.’nin orada medfun olması nedeniyle Selman-ı Pak’tır.

620 yılında Sasani İmparatorluğu sınırları ve başkenti Ctesiphon (Medain)

Sâsânî Hükümdarı (Kisrâ, Hüsrev kelimesinin Arapça söylenişidir, كسرى‎ ) II. Hüsrev Pervîz’e Hz. Peygamber’in İslam’a davet mektubu Abdullah b. Huzâfe tarafından götürüldü. Adının Muhammed isminden sonra yazılmış olmasına kızan Kisrâ mektubu yırttı ve San‘a’daki valisi Bâzân’dan Hz. Muhammed (s.a.v) hakkında bilgi istedi. Mektubunun yırtıldığını öğrenen Rasûlullah üzülmüş ve bu edep dışı davranışından dolayı kisrânın cezalandırılmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz etmiştir. Aradan fazla bir zaman geçmeden Yemen valisi Bâzân iki adamını Medine’ye gönderdi. Hz. Peygamber, Hüsrev Pervîz’in, oğlu tarafından öldürüldüğünü vahiy yoluyla öğrenip elçilere bildirdi ve Bâzân’a Müslüman olduğu takdirde valilik görevinde bırakılacağını iletmelerini istedi. Bunun üzerine Bâzân ile birlikte Yemen halkı da Müslüman oldu. Böylece Yemen’in ilk Müslüman valisi Bâzân ile İslamiyet bu bölgede yayılmaya başladı; birçok Arap kabilesi değişik zamanlarda çeşitli heyetler göndererek İslamiyet’i benimsediklerini bildirdi.

Sâsânîlerle mücadeleye devam eden Bizans, İmparator Herakleios’un Sâsânîler’in ana ordusunu 627 yılı sonunda Ninevâ’da (Ninova yani Musul) ağır bir yenilgiye uğratmasıyla nihaî zaferi elde eden taraf olmuştu.

Bizans imparatoru Herakleios‘a elçi olarak Dihye b. Halife el-Kelbî (Cebrail a.s.’ın zaman zaman suretine girdiği sahabe) görevlendirildi. Burada davet mektuplarına örnek olmak üzere yer verilecek olan mektup şöyleydi:

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Bizans imparatoru Herakleios’a,

Hidayete uyanlara selâm olsun. İslam’ı kabul et ki kurtuluşa eresin ve Allah da ecrini iki kat versin. Eğer kabul etmezsen sorumluluğun altındaki insanların (Erîsîyyîn) günahını sen çekersin. “Ey Ehl-i Kitap! Sizin ve bizim aramızda müşterek olan söze gelin: Sadece Allah’a kulluk edelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da birimiz diğerini rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse `şahid olun biz Müslümanız’ deyiniz. (Âl-i İmrân 3/64)

İmparator Herakleios yıllar süren savaşlar sonunda Sâsânîler karşısında Ninova’da kazandığı kesin zafer için Allah’a bir şükran ifadesi olarak hac ziyaretinde bulunmak ve İranlılardan geri almayı başardığı kutsal haçı tekrar eski yerine dikmek üzere o sıralarda Kudüs’te bulunuyordu. İmparator, Busra valisi aracılığıyla kendisine gelen Peygamber elçisi Dihye’yi kabul etti. Rivayete göre Hz. Muhammed (sav) hakkında daha detaylı bilgi almak üzere, o sıralarda ticaret için Suriye’ye gitmiş bulunan Ebû Süfyân ve arkadaşlarını huzuruna davet etti ve onlardan Hz. Muhammed (sav)’in soyu, ailesi, çevresi, toplumdaki konumu, kişiliği, getirdiği mesajın niteliği ve temel prensipleri hakkında bilgi aldıktan sonra anlatılanların bir peygamberin özelliklerine uygun olduğunu ifade etti.

Ancak, Müslüman olursa tahtını kaybedebileceği endişesi nedeniyle Elçiyi diplomatik kurallar dâhilinde kabul etmekle yetindiği anlaşılan Herakleios, onu hediyelerle uğurladı. Müslüman olsa idi, Hz. Muhammed (sav) in yerinde bırakacağı ve rahat edeceği bir duruma kavuşacaktı. Ancak, kısa süre sonra 636 da Yermük muharebesinde kesin olarak yenildi ve İslam fetihleri neticesinde Afrika ve Orta Doğu’da ki tüm topraklarını kaybetti, kendisi de 641 de öldü. Herakleios, Konya Ereğli, Tekirdağ Ereğli, Zonguldak Ereğli ve Trabzon Araklı ilçelerinin kurucusudur ve isim babasıdır.

626 yılında Bizans İmparatorluk Sınırları

650 yılında Bizans İmparatorluk Sınırları

 

Üçüncü mektup Amr b. Ümeyye ed-Damrî eliyle Habeş Necâşîsi Ashame’ye gönderildi. Daha önce Habeşistan’a hicret etmiş olan Müslümanlara iyi davranmış ve Kureyş’in iade taleplerini reddederek himaye etmiş olan Ashame, Hz. Peygamber’in İslam’a davet mektubuna olumlu cevap vererek Müslümanlığı kabul etti. Hz. Peygamber’e çeşitli hediyeler gönderdi ve onun isteği üzerine Habeşistan’da kalmış olan son Muhacirleri elçiyle birlikte gemiye bindirip Medine’ye uğurladı.

Necaş Beldesi, Tigray Eyaleti, Etiyopya

TİKA tarafından yenilenen Necaşi Camii, Necaş

Habeşçe’de “hükümdar” anlamına gelen ve Batı dillerinde negus imlasıyla yazılan negasi kelimesinin Arapçalaşmış şekli olan necaşi aslında Habeş kralları için kullanılan bir unvan. Asıl adı Ashame olan Habeş Kralı da zamanla unvanının lakaplaşmasıyla Kral Necaşi olarak anılmaya başlandı. Necaşi Ashame vefat edince, Habeşistan’da vefat etmiş ve defnedilmiş 15 diğer Sahabenin de olduğu yere defnedildi. İsmine izafeten beldeye Necaş (negash) denildi. Oradaki türbe ve mescit 2018 yılında TİKA tarafından tamamen yenilendi ve ziyarete açıldı.

Necaşi Ashame ve 15 Sahabenin Türbeleri, Necaş, Tigray, Etiyopya

TİKA tarafından yenilenen Necaşi Camii, Necaş

 

Dördüncü mektup Hâtıb b. Ebû Beltea tarafından Bizans’ın Mısır genel valisi Mukavkıs’a (Cüreyc b. Mînâ) götürüldü. İskenderiye de oturan Mukavkıs, Müslüman olmamakla birlikte elçiyi güzel bir şekilde ağırladı. Hz. Peygamber ve İslam hakkında bilgi aldıktan sonra cevabi bir mektup ve değerli hediyelerle uğurladı. Bu hediyeler arasında cariyelerinden Mâriye ile Şîrîn adlı iki kız kardeş, Me’bur isminde bir hadım köle, 1.000 miskal altın, beyaz bir katır (Düldül), kıymetli elbise ve kumaşlar bulunmaktaydı. Hz. Peygamber Mâriye’yi eş olarak almış ve ondan İbrahim adlı oğlu dünyaya gelmiştir. Baldızı Şîrîn’i ise şair Hassan bin Sâbit’e nikâhlamıştır.

Mukavkıs’a Hz. Peygemberimiz (sav) in gönderdiği mektup

Beşinci mektup Şücâ‘ b. Vehb el-Esedî ile Gassânî krallarından Hâris b. Ebû Şemir’e gönderildi. Hâris kendisine böyle bir mektubun gönderilmesine sinirlenerek onu yere attı ve Medine’ye hücum tehdidinde bulundu. Hattâ Müslümanların üzerine yürü­mek için Bizans imparatorundan izin istedi. Fakat imparator bunu reddetti.

Gassânîler 200-636 yılları arasında Suriye’de hüküm sürmüş Monofizit Hristiyan Arap devleti idi. Köken olarak Yemen den Suriye civarlarına gelen Kahtani Arapların bir koluna mensuptular ve Medine deki Evs kabilesi ile de akraba idiler.

Bizans’a tabi bir tampon devlet olarak hem güneyden gelebilecek yağmacılar hem de İran tehditine karşı kullanılmıştır. Gassânîler Suriye’de ana dilleri Arapça’yı korudukları gibi burada konuşulan Arami dilini de öğrendiler.

Daha sonra Bizans İmparatorluğu’na bağlı bir diğer Gassânî yöneticisi olan Busra (Havran) valisi Şurahbil bin Amr, kendisine davet mektubu getiren elçiyi, Haris bin Umeyr, şehit edince  bunu haber alan Hz. Muhammed (sav), Şurahbil’in üzerine ordu gönderilmesine karar verdi.

Ürdün’de Lut Gölünün hemen güneydoğusundaki Mute Meydanı’nda yapılan çarpışmada, Hz. Muhammed (sav)’in ismini saydığı üç sahabe de (Zeyd bin Harise, Cafer bin Ebu Talib, Abdullah bin Revaha) şehit düştü. Bunun üzerine komutayı Halid bin Velid eline aldı.

Halid bin Velid’in yaptığı şaşırtıcı bir taktikle Bizans ordusunda bir anlık panik havası yaratıldı. Müslümanlar, bundan yararlanarak sert bir taarruzla Bizans ordusunu kısmen de olsa bozmayı başardı.

Mute Muharebesi

 

Altıncı mektup Selît bin Amr tarafından Yemâme’de yaşayan Benî Hanîfe kabilesinin reisi olup şair ve hatipliğiyle de tanınan Hevze bin Ali’ye götürüldü. Hevze elçiye iyi davranıp ikramda bulunmakla birlikte Müslümanlığı kabul etmediğini bildiren cevabi bir mektup gönderdi. Kısa bir müddet sonra da bu gaflet içinde ölüp gitti.

Hz. Peygamber, İslamiyet’i tebliğ amacıyla yazdırdığı bu tür mektuplardan Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde yaşayan birçok kabile reisine, hatta bazan şahıslara da göndermiştir. Veciz bir ifadeyle yazılan mektuplarda, kişilere unvanlarıyla hitap edilmiş, kendilerini tehdit eden veya küçük düşüren ifadelere yer verilmemiş, muhataplar tek Allah’a ve Muhammed (sav)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanmaya davet edilmiştir. Özellikle kabile reislerine gönderilen mektuplarda, kabilenin Müslüman olması halinde kendi topraklarında bırakılacaklarına, mal ve can güvenliklerinin sağlanacağına, bazı kabilelere toprak, mera veya maden yerleri verileceğine işaret edilmiştir. Müslüman olmayı kabul edenlerin Allah’a ve Rasulüne itaat etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri gerektiği bilhassa zikredilmiştir. Hicretin 9. (m. 630) yılında nazil olan cizye ayetinden (et-Tevbe 9/29) sonra yazılan mektuplarda ise Müslümanların hâkimiyetini tanımakla birlikte İslam’a girmeyi kabul etmeyen Yahudi, Hıristiyan ve Mecûsîlerden cizye alınacağına da yer verilmiştir.

 

Kaynaklar:

Prof. Dr. Casim Avcı,

Osman Nuri Topbaş,

Ahmet Ağırakça,

Anadolu Ajansı,

TDV İslam Ansiklopedisi

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi:
Tüm Hakları Saklıdır © 2020