Fazıl ŞENEL
Fazıl  ŞENEL
fazilsenel@gmail.com
ÖZDEMİR BEY HAREKÂTI
  • 0
  • 29 Nisan 2020 Çarşamba
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    Loading...
  • +
  • -

Mehmetçik Kuzey Irak’ta destan yazmaya devam ediyor, Kandil dağı ve civarına kadar ulaştı ve bölgede kuş uçurtmuyor. Son günlerde, yapılan nokta operasyonlar ve bölgedeki üslerimiz ile artık teröre dur dediğimiz bu gerçek, bize yıllar önce o bölgede Musul vilayetimizi yeniden anavatana kazandırmak için yapılan gizli kalmış bir harekatı hatırlattı.

Türk tarihinde gizli kalmış, dillere destan nice kahramanlıkların yaşandığı bazı olayları ve ismi pek bilinmeyen kahramanları hatırlamakta fayda var. Tarih, övünmek veya yerinmek için değil, ders almak içindir. Kendimizi yüceltmek için değil, düzeltmek için tarih bilmeliyiz.

Son Osmanlı Mebusan Meclisinde kabul edilen Misak-ı Millî kararlarına göre, Musul vilayeti Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer almakta idi. 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Ankara’da açılması ve hükûmetin kurulmasının ardından yeniden düzenlenen millî ordunun hedefi Misak-ı Millî’yi gerçekleştirmek, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı gün Türk ordusunun denetiminde bulunan bölgeleri içine alacak şekilde millî bir devlet kurmaktı.

Misak-ı Millî Sınırlarımız

 

Misak-ı Millî’de ülke sınırları tespit edilirken Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeler esas alınmıştı. Nitekim bu itibarla bakıldığında Musul vilayetinde Türkmenlerin bulunduğu alanlar Musul’dan başlayıp Erbil’i geçerek Altunköprü, Kerkük, Süleymaniye, Kifri, Kızılribat ve Mendeli’ye kadar olan yerleri içine alıyordu. Belirtilen bu bölgelerde Türkler, nüfusça yoğunluğu teşkil ediyorlardı.

 

Irak’ta Türk Nüfusun yoğunlukta yaşadığı yerler

 

TBMM hükûmeti Misak-ı Millî konusunda daha kuruluşunun ilk günlerinden itibaren gerekli duyarlılığı göstermiştir. Mustafa Kemal Paşa tarafından 1 Mayıs 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisinde yapılan tarihî konuşmada, “Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki de birincisi olan, hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-ı millîmiz İskenderun cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi ve Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hudud-ı millîmiz budur dedik! Hâlbuki, Kerkük şimalinde Türk olduğu gibi Kürt de vardır. Biz onları tefrik etmedik. Binaenaleyh muhafaza ve müdafaasıyla iştigal ettiğimiz millet bittabi bir unsurdan ibaret değildir. Muhtelif anasır-ı İslamiye’den mürekkeptir. Bu mecmuayı teşkil eden bir unsur-ı İslam, bizim kardeşimiz ve menafii tamamıyla müşterek olan vatandaşımızdır…” açıklamasında bulunmuştur.

Revandiz bölgesindeki aşiretlerin yardım istemeleri TBMM hükûmetinin bölge üzerinde yeniden otoriteyi ele geçirmek için teşebbüse geçmesine sebep oldu. Gerçi daha 1920 yılında Revandiz’de ortaya çıkan bir ayaklanmada, TBMM hükûmetinden yardım da istenmişti. Hatta 9 Şubat 1920 tarihli bir belgeye bakılırsa bölgedeki aşiretler, Türk hükûmetine müracaat ederek memur ve asker gönderilmesini istiyorlardı. Bu sırada Elcezire Cephesinde TBMM hükûmetinin zayıf bir tümeni bulunmakta idi. Ancak bir bölük (üç subay, 100 er) asker yardım için Musul’a gönderilmiş, 9 Ağustos 1921 tarihinde de Binbaşı Şevki Bey Süleymaniye Komutanlığına atanmıştır. Bu kuvvetin sayıca azlığı ve cephane ikmalinin güçlüğünden dolayı, zorda kalmadıkça İngilizlerle çatışmaktan kaçınılması emri verilmiştir. Bu emre rağmen, TBMM hükûmeti tarafından gönderilen kuvvetlerin moral desteğini alan Revandiz Türkmenlerinden oluşan birlikler, fırsat bulduklarında İngilizleri baskın tarzı taarruzlarla püskürtmeye çalışmışlar; hatta iki İngiliz uçağını bu sırada düşürmüşlerdir. 16 Aralık 1921 tarihinde hava desteği ile birlikte kalabalık bir kuvvetle Revandiz’e saldıran İngilizlere; Babaçiçek Boğazı’nda büyük kayıp verdirmişlerdir.

Bu sırada TBMM hükûmetinin Elcezire Cephesi Komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa da Irak’taki gelişmeleri yakından takip etmiş, Revandiz, Süleymaniye ve Kerkük havalisindeki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerine gereken her türlü desteği sağlamaya çalışmıştır.

1922 yılı Ocak ayında İngilizler tarafından Erbil ve Revandiz’e yönelik saldırılarının artması üzerine Mustafa Kemal Paşa, 1 Şubat 1922 tarihinde Millî Müdafaa Vekâletine çektiği telgrafta, belirtilen bölgeye bir milis birliği gönderilmesi emretmiştir. Genelkurmay Başkanlığı, mahallî durumu, bölgedeki aşiretleri, aşiret geleneklerini ve çeteciliği bilen bir komutanın tayini üzerinde durmuş ve nihayet, Antep’te Kuva-yı Milliye komutanlığı yapmış olan Milis Yarbayı Özdemir Bey’in bu göreve atanması kararlaştırılmış, bu maksatla bir de talimat hazırlanmıştır.

TBMM hükûmetinin Özdemir Bey’i bu hareketin başına getirmesinin isabetli tarafları çoktu. Özdemir Bey; Musul bölgesindeki hareketi düzene koyup yepyeni bir ruh ile sevk ve idare edebilecek, aşiretleri etrafında toplayabilecek yetenek ve vasıflara sahip biri idi. Diğer taraftan Özdemir Bey tarafından yürütülecek olan harekâta resmî bir mahiyet verilmemesi, görünürde TBMM hükûmetiyle bir ilgisinin bulunmadığı izlenimi yaratılması, şahsi ve mahallî teşebbüslerle meydana gelmiş bir hareket olduğu görüntüsü uyandırılacaktı. Nitekim Özdemir Bey’e verilen talimatta da bu durum açıkça ifade edilmekte idi.

Ali Şefik Özdemir Bey

Başkomutanlıkla birlikte Özdemir’in fikirleri de alınarak 1 Şubat 1922’de Genelkurmay Başkanlığı 2. Şube tarafından düzenlenen kadroya göre; bir binbaşı, altı yüzbaşı, altı üsteğmen, dokuz teğmen, altı zabit vekili ve bir hesap memuru yardımcı verilmiştir. Bu kadronun er ihtiyacı da bölgedeki Türkmen ve diğer Türk idaresine sadık aşiretlerden sağlanacak kişilerle Nizip’te bulunan ve Fransız ordusundan kaçarak Türklere sığınan Tunuslu ve Cezayirli erlerden sağlanacaktı.

Genelkurmay Başkanlığından emri alan Şefik Özdemir Bey, 9 Mart 1922 tarihinde Revandiz’e gitmek üzere Ankara’dan hareket etti. 22 Nisan’da Diyarbakır’a vardı; Elcezire Cephe Kumandanı Cevat (Çobanlı) Paşa ile görüştü. Para konusundaki sıkıntılar büyük ölçüde sonuçlandırıldıktan sonra Özdemir Bey’in icra edeceği harekete dair bir de talimatname verildi.  Özdemir Bey ve müfrezesi, 15 Mayıs 1922’de Diyarbakır’dan hareketle Siirt’e geldi.

Özdemir Müfrezesinin izlediği güzergah

12 Haziran 1922’de Hakkâri’den yola çıkan müfreze, 15 Haziran’da Diza’ya, 17 Haziran’da Şemdinan’a, 19 Haziran’da Benaük’e halkın coşkulu bir karşılaması ile varmış oldu. Özdemir Bey; vardığı yerlerde hemen Türk hükûmeti adına teşkilat yapıyor, hükûmetsizlikten doğan anarşik olayları önlüyordu. Müfreze, çetin ve yorucu bir yolculuktan sonra 22 Haziran 1922 tarihinde Revandiz’e ulaştı. Müfrezenin Revandiz’e gelişi halk arasında çok parlak törenlere sahne oldu, şenlikler yapıldı, etrafta bulunan aşiretler şehre gelerek müfrezeyi ve onun komutanını selamladı, kurbanlar kesildi, dualar edildi. Bölgede Türk hükûmetinin zaten öteden beri esmekte olan hâkimiyet atmosferi bu vesile ile daha da yükseldi.  Özdemir Bey, derhâl bölgede teşkilat kurmaya başladı, daha çok halkın genel istekleri doğrultusunda hareket etti. Uzun süreden beri hükûmetsiz olan halk, Özdemir Bey’i Mustafa Kemal Paşa’nın temsilcisi olarak alkışlıyor ve seviyordu. Halk Özdemir Bey’e Özdemir Paşa demek suretiyle bağlılık göstermekte idi. Özdemir Bey bölgede gün geçtikçe teşkilatını yaygınlaştırdı. Kuzey Irak sahasını aşarak Rumiye Gölü’nün güneyindeki Lahican mıntıkasına kadar sahasını genişletti. Türkmenlerin teşkil etmiş oldukları Müdafaa-i Hukuk grupları da perde arkasından çıkarak, korkusuzca faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Özdemir Bey, Revandiz’de kontrolü ele geçirdikten sonra, Kerkük, Süleymaniye, Akra ve Musul gibi merkezlerde de etkinliğini hissedilir derecede artırmaya çalıştı. Revandiz’den Diyarbakır’a çekilen telgraf hattı ile muhabere ağı da sağlanmış oldu.

Özdemir Bey müfrezesinin bölgede başarılı olabilmesi için tek çare Türkmenlerin dışında diğer aşiretlerin de desteğini temin ederek bunları Türkiye emelleri doğrultusunda kullanmaktı. Bu da son derece zor bir işti. Çünkü bölgedeki Arap ve Kürt aşiretleri uzun yıllardır hep güçlü olanın yanında yer aldığından sık sık taraf değiştirdiklerinden ne zaman nasıl bir siyaset takip edecekleri konusu şüpheli idi. Bundan dolayı aşiretlerden yararlanabilmek için akıl ve mantıktan çok duygulara hitap etmek ve maddiyata önem vermek gerekiyordu.

Bunun dışında bu bölgede yalnız dini duyguların tahrik ve galeyanıyla aşiret kuvvetlerinden yararlanmak mümkündü. Fakat bu hususu destekleyecek ikinci kuvvet ise para idi. Nitekim İngilizler bölgede başarılı olmanın bol ikram ve ihsana bağlı olduğunu çok iyi bildiklerinden aşiretlere büyük miktarda para dağıtmışlardır. Türk hükûmetinin para dağıtacak bir gücü bulunmadığından, Revandiz’deki milisler şimdilik ikinci kuvvete, ortak bağı oluşturan dinî güce dayanmayı daha uygun hal tarzı olarak görüyorlardı.

Özdemir Bey, bölgedeki aşiretlerin gücünden büyük ölçüde yararlanarak Akra, Ranya, Erbil ve Köysancak taraflarında kontrolü ele geçirdi. Türk idaresinin gün geçtikçe genişlediğini gören İngilizler, Revandiz’i uçaklarla bombalamaya başladılar. İlk bombalama 10 Temmuz 1922 tarihinde 12 uçakla başlamış fakat arazi engebeli olduğundan İngilizler bu saldırılarda pek başarılı olamamışlardır. İngilizlerin dur durak bilmeyen saldırılarına rağmen Özdemir Bey, Elcezire Cephe Komutanlığından gönderilen 2.000 altın ile müfrezenin ve gönüllü birliklerin maaşlarını ödemiş; Şemdinli ile Revandiz arasında 1.400 direk diktirerek telli muhabere hattını da tesis etmiştir.

Batı Cephesinde 27 Ağustos 1922‘de Afyonkarahisar‘ın kurtuluşu ve akabinde 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanılarak yunanlıların  Anadolu’dan sökülüp atılması yaşanırken, aynı günlerde 31 Ağustos 1922’de Özdemir Bey birlikleriyle İngilizlere saldırmıştır. İngilizlerin uçaklarına rağmen, Derbent Muharebesi’ni kazanan Özdemir Bey müfrezesi; alçak uçuş yapan dört İngiliz uçağını düşürdüğü gibi, İngilizlerden pek çok malzeme ile birlikte altı adet makineli tüfek ve iki top ele geçirmiş; on dört civarında da şehit vermiştir. Nitekim Derbent Zaferi’nden sonra Musul’un tamamıyla Türkler tarafından işgal edileceği endişesine kapılan İngilizler, Süleymaniye’de “Kürdistan İmparatorluğu” adıyla bir İngiliz manda idaresi kurmaya kalkıştılar.  İngilizler, Güney Irak’ta etkili olan Şeyh Mahmut’u bu maksatla Süleymaniye’ye getirterek 10 Ekim 1922’de İngiliz mandası Kürdistan hükûmetini resmen kurdular. İngilizler böylece Irak halkının Türkiye’ye iltihak etmek arzusunu önlemeyi ve bölgedeki iktisadi çıkarlarını sürdürmeyi düşündüler.

#Ataturk ve Mareşal #FevziÇakmak

Musul vilayetindeki gelişmeleri yakından takip eden Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Özdemir Bey’in kazandığı başarıların devamı için TBMM hükûmetince gizli olarak desteklenmesini istiyorlardı.

Türk Genelkurmayının çabaları içerisinde en fazla dikkati çeken konu ise, Cephenin uçak bölüğü ile takviyesi hususu idi. Çünkü bölgede İngilizlerin hava gücü sayesinde üstünlük kurabilecekleri görüşü ağırlıklı olarak etrafta dolaşıyordu. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın emrine göre, Elcezire Cephesi bütün gücüyle Dicle’nin iki tarafından, nehir boyunca Musul yönünde taarruza geçecekti. Doğu Cephesinde ise Van, Hakkâri ve Iğdır sınır birliklerinden oluşan dağ bataryalarıyla takviye edilen bir piyade tümeni, bir süvari tugayı ve aşiretlerden oluşan süvarilerle İmadiye, Süleymaniye hattı üzerinden Musul-Kerkük’e taarruzla görevlendirilecekti. Hatta bu hazırlıklar olurken Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Elcezire Cephesinde süratli keşif ve savaş uçaklarından oluşan bir uçak bölüğü teşkili yolunda da emirler verdi. Bu konuda Millî Savunma Bakanı Kâzım Paşa ile de gerekli yazışmalar başlatıldı. Bu arada 6 Kasım 1922 tarihinde Özdemir Bey’den Elcezire Cephe Komutanlığına gönderilen şifrede takviye kuvvetlerinin Revandiz’e ulaşmasını müteakip takip edilecek hareketin bütün kuvvetlerle ilk önce Zaho’nun işgalini, bir kolun da güneyden Dohuk üzerine inmesi diğer bir kolun da İmadiye üzerine yürümesi hususu teklif ediliyordu. Özdemir bunun dışındaki ihtimalleri de sıralamakta idi. Özdemir’den alınan cevaplar çerçevesinde 10 Kasım 1922 tarihine kadar Elcezire Cephesinin gerekli hazırlıkları tamamlaması isteniyordu. Bu gelişmeler olurken, bir yandan da Lozan Konferansı devam ediyordu. Bu sırada Lozan’dan gelen haberlere bakılırsa konferansın kesintiye uğraması ihtimali vardı. Bu ihtimale karşı Fevzi Paşa, Musul Harekâtı’na katılacak birliklerin hazırlanması konusunda gerekli talimatları da vermekten geri kalmıyordu.

Gerçi Türkiye konferanstan önce Musul’u silahla almaya karar vermiş ise de konferansın başlamasıyla birlikte diplomasi usullerine daha ağırlıklı yer vermeyi uygun bulmuştu. Böylece 1922 yılı sonunda Musul’a yönelik olarak yapılması düşünülen Türk askerî harekâtından vazgeçilmiş oldu. Lozan Konferansı’nda bilindiği üzere, en çetin tartışmaların meydana geldiği konu “Musul Meselesi” olmuştur. Türkiye için hayati bir öneme sahip olan Musul, müzakerelere ve müttefiklere hâkim olan İngiltere için de gerek zengin petrol kaynakları ve gerekse Hindistan yolunun emniyeti bakımından ele geçirilmesi zorunlu görülen stratejik ve iktisadi öneme sahip bir bölgedir. Türkiye için ise asgari vatan sınırlarını ifade eden Misak-ı Millî’nin vazgeçilmez bir ilkesidir.


İngiliz uçak filosu şehirleri, aşiretlerin yaşadıkları bölgeleri, bunların sürülerini ve ekili alanları sık sık bombalamış; halk ise bu bombardımandan bıkıp usanmıştır. Hele 15 Aralık 1922 tarihinde Revandiz’e 22 uçaklık bir filo ile yapılan ve bir buçuk saat devam eden bombardıman her tarafta yangınların çıkmasına neden olmuştur. İngilizlerin hava saldırıları Şubat ve Mart aylarına kadar aralıklarla devam etmiştir.

Musul’un diplomasi yoluyla geri alınabileceği düşüncesinden hareketle Lozan’da başlatılan görüşmeler üzerine Türk hükûmeti, Elcezire Cephe Kumandanlığına gönderdiği şifre telgrafta Musul’a yönelik askerî harekâtın durdurulmasını istedi. Cephe Kumandanlığından gönderilen bir telgrafla bu durumu öğrenen Özdemir Bey oldukça sarsıldı. Bu haberin millî teşkilata tebliği üzerine Revandiz ve çevresindeki harekât birden başka bir şekil ve renk aldı. Özdemir Bey, Cephe komutanlığına 5 Nisan 1923 tarihinde gönderdiği raporunda hiç olmazsa Revandiz bölgesinin Türk denetiminde kalması için İngilizlerle bir ateşkes imzalanmasını istiyor; başlatılan diplomasi hareketini şu durumda uygun bulmadığını belirtiyordu.

Lozan görüşmeleri devam ederken, Musul’daki İngiliz-Irak birlikleri, 8 Nisan 1923’te birisi Hodran Suyu üzerinden Şeytan Boğazı, diğeri Büyük Zap Suyu vadisinden Serderya istikametinde olmak üzere iki koldan yeniden ileri harekete geçmişlerdir. Özdemir Bey müfrezesi tarafından 11/12 Nisan gecesi yapılan baskın taarruzlarıyla İngilizlere zayiat verdirilmişti. 20/21 Nisan gecesi Özdemir Bey müfrezesi ile İngilizler arasındaki muharebe daha da şiddetlenmiş; İngilizler karşısında tutunamayan müfreze 23 Nisan 1923 tarihinde İran topraklarına çekilmeye karar vermiştir. Özdemir Bey müfrezesi sarp dağları aşarak silahlarıyla birlikte 29 Nisan 1923 günü İran’ın Uşnu kasabasına ulaşmıştır. Özdemir Bey, Savcıbulak havalisindeki İran askerî yetkilisi Yusuf Han’a gönderdiği mektupta “Tali-i harp bizi bu gün İran devletine mülteci ve misafir etti.” diyerek ilticasının kabulünü istemiştir. Özdemir Bey ve müfrezesi 10 Mayıs 1923 tarihinde Van’ın Saray ilçesine ulaştı, oradan da Şark Cephesi Komutanlığına katıldı. IX. Kolordu Komutanı Ali Sait Paşa, Özdemir Bey’e yazdığı yazıda; “Zat-ı âliniz ve gerekse maiyetiniz tarafından Musul meselesini vatanın menfaatlerine uygun bir surette halletmeye yönelik olarak Revandiz Kumandanı sıfatıyla Musul ve Kerkük havalisinde bilinen fedakârca hizmetlerinize teşekkür ederim.” diyerek yaptığı faaliyetlerden dolayı şükranlarını bildirmekte idi.

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentindeki Rumine Sarayı’nda; TBMM temsilcileri, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya tarafından imzalandı.

Lozan Görüşmelerinde ele alınan bu iki bölgeden biri olan Doğu Trakya, Türkiye bırakılmıştır. Ancak İngilizler,  Musul ve çevresini Türklere bırakmak istemiyordur. Musul meselesi Lozan’da çözüme kavuşturulamaz; İngiltere ve Türkiye arasında ikili görüşmeler ile çözülmesine ve eğer bir çözüm sağlanamazsa meselenin Milletler Cemiyeti’nin hakemliğinde çözümlenmesi kararına varılır.

İlk olarak, Türkiye ile İngiltere arasında görüşmeler başlar. Tam Bu görüşmeler esnasında “bölgede asayiş sorunu oluşmaması için” İngilizlerin teklifi ile geçici sınır,  “Musul vilayetine bağlı Hakkari Türk kontrolünde” “diğer bölgeler ise İngiliz kontrolünde” olacak şekilde belirlenmiştir. Yapılan görüşmeler bir türlü kesin çözümü sağlamamış ve sorun Türkiye’nin üyesi bile olmadığı Milletler Cemiyeti’ne taşınmıştır.

Milletler Cemiyeti bölgeye gönderdiği komisyonun çalışmaları sonrasında “geçici sınırın aynen kalması” kararını vermiştir. Türkiye tarafından kabul görmeyen bu kararın akabinde, doğuda başlayan Şeyh Sait İsyanın getirmiş olduğu zor şartlar içinde Türkiye Cumhuriyeti ile İngiliz Mandası altında bulunan Irak Devleti ile 1926 yılında Ankara Anlaşmasını imzalayarak geçici sınır kalıcı hale gelmiştir.

Bir sonraki yazı da Ali Şefik Özdemir beyden bahsedeceğiz.

 

Kaynaklar:

Zekeriya Türkmen,

Tarık Balioğlu

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?