Fazıl ŞENEL
Fazıl  ŞENEL
fazilsenel@gmail.com
Sandıklılı Pir Şükrullah Efendi ve Halvetilik
  • 1
  • 3002
  • 16 Mayıs 2020 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    Loading...
  • +
  • -

Yesevi dervişleri ile Anadolu coğrafyasının İslamlaşması başlamıştır. Selçuklu Sultanı Alparslan 1071 de Malazgirt’te Anadolu’nun fiziksel fethini başlatmış ama gönüllerin fethini Yesevi dervişleri eli ile başarmışlardır. Ahmet Yesevi hz nin Anadolu’nun her köşesine gönderdiği dervişlerinin izini hala görebiliyoruz.

Ahmet Yesevi Türbesi, Yesi (Türkistan ili), Kazakistan

Roma zamanında lingua franca (farklı dilleri konuşan halkların anlaşmak için kullandıkları ortak dil) Latince idi, Bizans zamanında ise Heraklius tarafından Yunanca herkese lingua franca olarak dayatıldı. Halbuki o zamana dek Anadolu’daki halkların kendi öz dilleri vardı. Luvice, Hattice, Frigçe, Hititçe, Hurrice, Lidçe, Likçe, Palaca, Galatça, Trakça, Urartuca, Mitannice vs. Ayrıca dini olarak da baskılar ve entrikalar vardı.

Müslüman Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Bizans’ın zulmü ve baskısı altındaki Anadolu halklarının hem siyasi hem de manevi anlamda ki sıkıntılarını kaldırarak özgürleştirdikleri için, Yesevi Dervişleri sayesinde gönüller fethedilip, hızlı bir şekilde yerli halkın Müslümanlaşmaları ve dolayısıyla Türkleşmeleri de başlamıştır.

Osmanlı zamanında ise Anadolu başta olmak üzere Balkanlar, Kafkaslar, Orta doğu ve hatta Kuzey Afrika da Ehli Sünnet İslam’ın yayılması ve yaygınlaşması ise Halvetilik eliyle olmuştur.

Halvetiyye Tacı 

Halvetiliğin ilk kurucusu Ömer el-Halvetî‘dir. Hazar Denizi Kıyısında Lahican da 1380’li yıllarda postnişin olmuştur ve kendi çalışmalarını halvet ve uzlet esasları üzerine kurmuştur. Ömer el-Halvetî, daha sonra Karakoyunlu hâkimiyetinde bulunan Tebriz’e giderek irşad faaliyetini burada sürdürmüştür. Tarikat silsilesi, Ahî Muhammed vasıtasıyla İbrâhim Zâhid-i Geylânî’ye nisbet edilen, ancak kurumlaşmış bir tarikat halini almayan Zâhidiyye silsilesiyle birleşir. Silsile, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’nin halifesi Sadreddin Erdebîlî’de Safeviyye, Ömer el-Halvetî’de Halvetiyye tarikatına dönüşmüştür.

Safeviyye’den Bayramiyye, Bayramiyye’den Celvetiyye tarikatı doğmuş, kendisinden birçok şubenin meydana çıktığı Halvetiyye ise İslâm dünyasının en yaygın tarikatı olmuştur. Ömer el-Halvetî’nin vefatından sonra tarikatın silsilesi Ahî Mîrem (ö. 812/1409), Hacı İzzeddin (ö. 828/1425), Sadreddîn-i Hiyâvî (ö. 860/1455) şeklinde devam ederek tarikatın ikinci pîri, bir bakıma gerçek kurucusu olan Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’ye ulaşmıştır.

Seyyid Yahya Şirvani el-Halveti’nin Türbesi, Şirvanşahlar Sarayı Bahçesi, Bakü

Yahyâ-yı Şirvânî, Şamahı’da doğup 868’de (1463-64) Bakü’de vefat etmiştir. Türbesi Bakü İçeri Şehir’de Şirvanşahlar Sarayının bahçesinde yer almaktadır. Mezarı Türbenin alt katında merdivenle inilen kısmında yer almaktadır. Bu sebeple Halvetiyye tarikatı Azerbaycan’da kurulmuş, gelişmiş ve buradan Anadolu’ya, Anadolu’dan da Balkanlar, Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, Sudan, Habeşistan ve Güney Asya’ya yayılmıştır.

Seyyid Yahya Şirvani el-Halveti’nin Mezarı

Halvetiyye Anadolu’ya ilk olarak Sadreddin Hiyâvî’nin halifelerinden Amasyalı Pîr İlyas tarafından getirilmiştir.

Yahyâ-yı Şirvânî’nin en önemli halifeleri Dede Ömer Rûşenî, Rûşenî’nin ağabeyi Alâeddin Ali, Sandıklılı Pîr Şükrullah Ensârî, Habîb Karamânî, Muhammed Bahâeddin Erzincânî ve Ziyâeddin Yûsuf Şirvânî’dir.

Sandıklılı Pîr Şükrullah Ensârî‘nin babasının ismi Kâsım’dır. Sandıklı‘da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir ancak 1400 yılı öncesinde doğduğu tahmin edilmektedir. Babası tarafından Medineli olup arap asıllıdır.  1473 (H.878) senesi Bakü’de vefât etti. Hocası Seyyid Yahyâ Şirvânî hazretlerinin türbeleri yakınında defnedilmiştir. Türbe Bakü’de içeri şehirde Şirvanşahlar Sarayının bahçesinde yer almaktadır. Rusların Bakü’yü işgali ve sonrasında Türbe ve civarındaki mezarlar tahrip edilmiş ve mezar taşları kırılmıştır. Pir Şükrullah efendi hz. nin mezar yeri net olarak belli değildir ancak Şeyhinin yakınında olduğu bilinmektedir.

Seyyid Yahya Şirvani el-Halveti’nin Türbesi ve etrafındaki tahrip edilen mezarlık alan, Şirvanşahlar Sarayı Bahçesi, Bakü

Pîr Şükrullah hazretleri aslen Arab olup, Karamanoğlu zamânında 1420 yılı civarında Şirvan’a hicret etti. Orada evliyânın büyüklerinden Seyyid Yahyâ Şirvânî el-Halvetî hazretlerine talebe oldu.Kısa zamanda olgunlaşıp velîlik derecelerine yükseldi. İcâzet, diploma alıp, hocasının vefâtından sonra insanlara hak yolun bilgilerini öğretti.

Sandıklılı Pir Şükrullah efendi’nin de mezarının olduğu tahrip edilen mezarlık alan

Seyyid Yahyâ Şirvânî el-Halvetî hazretleri vefât ettiğinde ortanca oğlu Fethullah efendi yerine geçmeği arzu etmişti. Bu günlerde Pîr Şükrullah hazretleri dervişlik edebi ile hareket ederek yalnızlığı seçip, bir köşeye çekilmişti. Bir gece rüyâsında hocası Seyyid Yahyâ hazretlerini gördü. Kendisine; “Pîr Şükrullah! Şimdi sen hacca git. Geriye döndüğünde vekilimiz olarak insanlara hak yolun bilgilerini öğretmek sana nasîb olacaktır.” buyurdu.

Pîr Şükrullah rüyâdaki işâret üzerine hacca niyet edip yola çıktı. Hac vazîfelerini tamamladıktan sonra, rüyâda kendisine; “Pîr Şükrullah! Şimdi acele dön. Yerimize geç. Hak yolun bilgilerini öğretmeye başla!” denildi. Bunun üzerine Şükrullah Halvetî acele geri döndü. Hocasının oğlu Şeyh Fetullah efendinin vefat ettiğini gördü ve hocasının yerine geçip insanlara ilim ve edeb öğretmeye başladı. Pîr Şükrullah hazretlerinin çok kerâmetleri görüldü. Uzun yıllar Halvetilik tarikatının postnişinliğinde bulundu ve hizmetler etti, bir çok coğrafyaya halifeler yolladı ve Halvetiliği yaygınlaştırdı.

Derviş Muhammed Kavsî anlatır: “Bir tarihte Şükrullah Halvetî hazretleri ile Bağdât’a gitmiştik. Orada velîlerin türbelerini ziyâret ettik, sonra Musul’a geçtik. Yolculuk esnasında karşımıza bir arslan çıktı. Ben çok korktum. Bu hâlimi gören Pîr Şükrullah hazretleri, aslana karşı; “Yâ Allah!” diye seslendi ve ona doğru yürüdü. Arslan birden sâkinleşti ve Pîr Şükrullah hazretlerinin ayaklarına yüzünü sürdü. Şükrullah Halvetî hazretleri ona;”Öyle olsun, öyle olsun.” buyurup geri gitmesini bildirdi. Arslan da bu emir üzerine oradan uzaklaştı.

Halvetiyye tarikatı;

Rûşeniyye (kurucusu Dede Ömer Rûşenî, ö. 892/1487),

Cemâliyye (kurucusu Cemâl-i Halvetî, ö. 899/1494),

Ahmediyye (kurucusu Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin, ö. 910/1504) ve

Şemsiyye (kurucusu Şemseddin Sivâsî, ö. 1006/1597)

şeklinde dört ana kola ayrılmış, bu kollardan çeşitli şubeler meydana gelmiştir.

Dede Ömer Rûşenî, baba tarafından Aydınoğullarına mensuptur, annesinin babası ise Yıldırım Beyazıt’ın komutanlarından Kara Timurtaş Paşanın oğlu Umur Bey’dir. Afyonkarahisar’da şu an anıtparkın olduğu yerde yapılmış olan Paşa Camii ismi ile maruf Umurbey Camii‘nin banisidir. Camii 1933 de yıktırılmıştır. Daha sonra caminin mimarisine sadık kalınarak aynı isimle yeni bir camiyi, Afyon Belediyesi ve STK larının öncülüğünde halkımız yeniden yaptırmıştır. Yeni Umurbey Camii Şehir Mezarlığının karşısına yapılmıştır.

Umurbey (Paşa) Camii, Yıkılmadan önce, Afyonkarahisar

Yeni yapılan Umurbey Paşa Camii, Şehir Mezarlığı karşısı, Afyonkarahisar

Dede Ömer Rûşenî, Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’nin yanına Bakü’ye giderek ona intisap etti. Kısa bir sürede sülûkünü tamamlayarak Şirvânî’nin halifesi oldu ve Anadolu’da irşadla görevlendirildi. Ancak mürşidinden uzak kalmamak için onun rızâsıyla Karabağ, Berdea ve Gence gibi civar bölgelerde irşada başladı.

Dede Ömer bir taraftan buralarda Sünnîliğin yayılmasına hizmet eden müessir bir şeyh olarak vazife yaparken bir taraftan da öncekilerin aksine ilâhî nitelikte dinî-didaktik şiirler yazmaya başladı. Şeyhinin vefatından sonra da onun yerine geçti. Akkoyunlular’dan Uzun Hasan’ın, Karakoyunlular’ı yenerek Tebriz’i başşehir edinmesinin (872/1467) ardından İbrâhim Gülşenî’yi göndererek kendisini davet etmesi üzerine Tebriz’e gitti ve sultanın hanımı Selçuk Hatun’un kendisi için yaptırdığı dergâha yerleşti (873/1468’den sonra). Bundan sonra Rûşenî, Uzun Hasan’ın sarayında her cuma günü âlim ve sanatkârlarla yapılan toplantılarda daima en büyük saygıyı gören bir şeyh olmuştur.

Dede Ömer Rûşenî Uzun Hasan’ın vefatından sonra (1478) oğulları Sultan Halil (1478) ve bilhassa Akkoyunlular’ın en büyük hükümdarlarından, âlim ve sanatkârların koruyucusu olan Sultan Yâkub (1478-1490) zamanlarında da aynı saygı ve itibarı gördü. Kendisi de şair olan Sultan Yâkub çeşitli ihsanlarla daima Rûşenî’nin hizmetinde bulunarak Cihan Şah Hankahı’nı ona tahsis etti (Muhyî, s. 91; Uzun, Dede Ömer Rûşenî, s. 32-33). Dede Ömer Rûşenî Farsça bir şiiriyle övdüğü bu hükümdar zamanında Tebriz’de 892’de (1487) vefat etti ve tekkesinin hazîresindeki türbeye defnedildi.

Ruşeniyye divanı

Rûşenî’nin divanında yer alan şiirleri onun kuvvetli bir divan şairi olduğunu göstermektedir. Dinî-tasavvufî konuları ise Mevlânâ’nın Mes̱nevî’sinden hareketle didaktik tarzda yazdığı telif-tercüme mesnevilerinde ele almıştır. Eski Anadolu Türkçesi ile Âzerî Türkçesi özelliklerinin iç içe bulunduğu şiirlerinde açık ve nükteli bir anlatım, didaktik fakat samimi bir eda hâkimdir.

Esrar-ı Garibe, Cemal-i Halveti

Cemâl-i Halvetî (Çelebi Halîfe), Aksaraylıdır, bir çok büyük zattan ilim ve tasavvuf öğrendi, Bakü’de bulunan Halvetiyye’nin ikinci pîri Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’den istifade etmek üzere yolda iken onun vefat haberi üzerine Molla Pîrî diye bilinen halifesi Muhammed Bahâeddin Erzincânî’ye intisap etti. İcâzetnâmesini aldıktan sonra bir süre Amasya’da hizmet veren Cemâl-i Halvetî, II. Bayezid ve Koca Mustafa Paşa’nın daveti üzerine İstanbul’a geldi. Önce Ayvansaray’da Gül Camii’nin yanında, daha sonra da Kocamustafapaşa’daki dergâhta postnişin olarak irşad vazifesinde bulundu. Padişah tarafından veba hastalığına yakalananlara dua etmesi için kırk dervişiyle beraber hacca gönderilen Çelebi Halîfe, yerine Sünbül Sinan’ı vekil bırakarak yola çıktı. Yolda Tebük yakınlarında vefat etti ve orada Hisa veya Tebuk korusu denilen mevkide defnedildi. Vefatına, “kad mâte şâh-ı evliyâ” (899) cümlesi tarih olarak düşürülmüştür.

Yiğitbaşı Ahmet Şemseddin Marmaravi mezarı, Manisa

Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin, 839’da (1435-36) Akhisar’ın Göl Marmarası  köyünde doğdu. İlk öğrenimini muhtemelen bir Halvetî şeyhi olan babası Îsâ Halîfe’den gördü. Zâhirî ilimleri tahsil ettikten sonra, Uşak’ın Kabaklı köyünde irşad faaliyetinde bulunan Halvetî şeyhi Alâeddin Uşşâkī’den feyiz aldı. Şeyhi Alâeddin Uşşâkī’nin vefatından sonra onun yerine geçti.

Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin’in kurucusu olduğu Ahmediyye tarikatı Ramazâniyye, Sinâniyye, Uşşâkıyye ve Mısriyye adıyla dört kola ayrılmıştır.

Ramazan Mahfi Efendi Türbesi, Kocamustafapaşa, İstanbul

Ramazaniyye kolunun kurucusu Ramazan Mahfi efendi hz. Sandıklı’lıdır. Anadolu ve Balkanlarda bir çok halifesi vardı. Kendisini daha sonraki yazılarımızda bahsedeceğiz ia.

Şemseddin Sivasi Efendi Türbesi, Sivas

Şemseddin Sivâsî, 926 (1520) yılında Tokat’ın Zile kazasında doğdu. Horasan’dan Zile’ye göç eden Ebü’l-Berekât Muhammed Efendi’nin oğludur. Adı Ahmed olup esmer olduğundan Kara Şems diye tanınır. Tokat’ta Arakiyecizâde Şemseddin Mahvî Efendi’den faydalandı. Abdülmecid Şirvânî’ye intisap etti ve on yıl kadar hizmet ettikten sonra otuz beş yaşlarında hilâfet alıp Zile’ye döndü. Sivas Valisi Hasan Paşa, inşa ettirdiği Meydan Camii’nin (Yenicami) vâizlik görevi için kendisini Sivas’a davet etti. Bu daveti, Zile’deki yaşlı babasının ve Tokat’taki şeyhinin izniyle ve ailesiyle talebelerini de beraberinde götürmek şartıyla kabul etti. Sivas’ta vâizliğin yanı sıra bir tekke açarak irşad faaliyetine başladı. Sivas’ta uzun yıllar irşad faaliyetini sürdüren Şemseddin Sivâsî ömrünün sonlarına doğru III. Mehmed’in daveti üzerine Eğri seferine katıldı (1005/1596).

Seyyîd Yâhyâ-yı Şirvânî vesilesi ile Halvetiliğin Kolları;

  • Cemâli’îyye şubesi (Çelebi Hâlife Cemâl-i Halvetî’ye atfedilen)
    • Sünbül’îyye
    • Assâl’îyye
    • Bahş’îyye
    • Şâbân’îyye
      • Karabaş’îyye
        • Bekr’îyye
          • Kemal’îyye
          • Hufn’îyye
            • Tecân’îyye
            • Dırdîr’îyye
            • Sâv’îyye
          • Semmân’îyye
            • Feyz’îyye
        • Nasûh’îyye
          • Çerkeş’îyye
            • İbrahim’îyye/Kuşadav’îyye
          • Halîl’îyye
  • Ahmed’îyye şubesi (Yiğitbaşı Ahmed Şemseddîn bin Îsâ Marmarâvî’ye atfedilen)
    • Ramazan’îyye
      • Buhûr’îyye
      • Hayât’iyye
      • Cerrah’îyye
      • Raûf’îyye
      • Cihangiri’yye
    • Sinan’îyye
    • Muslih’îyye
    • Zeherr’îyye
    • Hayât’îyye
    • Uşşâk’îyye
      • Câhid’îyye
      • Selâh’îyye
    • Niyâz’îyye/Mısr’îyye
    • Beyûm’îyye
  • Rûşen’îyye şubesi (Dede Ömer-i Rûşenî’ye atfedilen)
    • Gülşen’îyye
      • Sezâ’îyye
      • Hâlet’îyye
    • Demirtâş’îyye
  • Şems’îyye şubesi (Şemseddîn Ahmed Sivâsî’ye atfedilen)

Halveti Tacları

Kaynaklar:

İslam Ansiklopedisi

Saha çalışmaları

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

  1. Halvetiyye, Azerbaycan topraklarında doğup Anadolu’ya intikal ettikten sonra çok sayıda alt kollara ayrılmış ve bu özelliğinden dolayı “tarîkat kuluçakası” olarak isimlendirilmiştir. Halvetiyye’den türeyen Rûşeniyye, Gülşeniyye, Sünbülivye, Şâbâniyye, Sinâniyye, Uşşâkivye, Cerrâhivye, Şemsiyye gibi birçok tarîkat zamanla müstakil tarikatlar olarak kabul edilmiştir.
    Burada Halvetiyye ismini zikretmiş iken, şu hususa işaret etmekten geçmek istemiyoruz. İslâm kültür tarihinde, Türklük rengi ağır basan ve kırka yakın şûbesi bulunan Halvetiyye tasavvuf okulu, sünnî karekterlidir. Halvetiliği, ara kollarını kuran şahsiyetleri göz önünde tutarak incelediğimizde, onların büyük oranda Türk olduklarını görürüz. Türk halvetî, Mevlevî, Bayramî ve Nakşibendî tarikatları İran şiî tesirine karşı durmuş Ehlisünnet itikadının ve gerçek tasavvufi anlayışın mudafileri olmuşlardır.
    Fazıl Bey çok güzel yazılar yazıyor, tebrik ederim. Kendisi yurt dışında doktorasını yapmış olup aynı zamanda başarılı bir bürokrattır. O yazalarda kaynak kullanmasını aslında bizden daha iyi bilir ama ben hatırlatmış olayım. Yazıların ilmi olması için kaynak yöntemi olarak APA YÖNTEMİ ni kullanırsa en azından araştırmacılara da bir iyilik yapmış olur. Kendisini tebrik ederim. Muharrem Günay

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam