Fazıl ŞENEL
Fazıl  ŞENEL
fazilsenel@gmail.com
𐰃𐰠𐰃𐰚: 𐱅𐰇𐰼𐰜: 𐰓𐰋𐰠𐱅𐰠𐰼𐰃: 𐰋𐰀: 𐰞𐰯𐰉𐰠𐰼𐰃
  • 0
  • 19 Mayıs 2020 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    Loading...
  • +
  • -

İlk Türk Devletleri ve Alfabeleri

Tarih boyunca Türklerin kullandıkları alfabelerin hangileri olduğunu anlamak için nerelerde yaşadıklarını ve hangi devletleri kurduklarını bilmek ve anlamak gerekir.

Bunun için ilk önce insanlık tarihine bir bakmak gerekiyor.

Adam’s Peak (Sri Pada), Sri Lanka

Rivayetlere göre ilk insan Hz Adem (as) cennetten dünyaya indirildiğinde Serendip adasına inmiş, bu ada da şu an Sri Lanka devleti var. Sri Lanka’nın eski ismi Seylan (Ceylon). Çayı ile meşhur. Başkenti Colombo‘nun eteklerinde kurulduğu dağın adı da Adem Dağı (mount Adam). O dağın zirvesine de Adam’s Peak (Adem’in zirvesi) veya Sri Pada (Kutsal Ayak izi) deniliyor. O dağın içinde ciddi altın madeni damarları olduğunu da biliyoruz. Dağın içinden çıkan bir nehir devamlı surette altın zerresi taşıyor ve insanlar nehrin suyunu elekten geçirerek altın topluyorlar.

Hz Havva annemiz ise Cidde‘ye inmiş, cidde (جدة‎, cedde) arapça da nine demek, yani insanlığın büyükannesi manasında.

Arafat tepesi, Mekke

Hz Adem efendimiz, Hz Havva annemizi bulmak için epey bir zaman aramış ve en sonunda birbirlerini bugün Arafat tepesi olarak bildiğimiz mekanda tekrar görmüş, tanımış ve bulabilmişler. Arafat (عرفات) Arapça da tanımak, bilmek manasındadır.

Sonrasında insanlığın gelişmesinin ortadoğu da özellikle Fırat ve Dicle nehirlerinin suladığı havzada (mezopotamya, بلاد ما بين النهرين) olduğunu hem rivayetlerden hem de arkeolojik kanıtlardan anlayabiliyoruz.

Sümer şehir devletleri

Sümer Alfabesi, Çivi Yazısı

Dünyada ilk medeniyetler ve devletler Mezopotamya’da kurulmuş ve ilk yazı dolayısı ile tarihin de başlangıcı yine orada olmuştur. İlk yazıyı Sümerler hiyeroglif şeklini dönüştürerek çivi yazısı olarak yazmışlar. İlk Sümer şehir devletlerini MÖ 3500 lü yıllarda kurulduğunu biliyoruz.

Sümerlerin ilk yazı tabletlerinden, kiş tabletleri

resimsel, betimsemesel yazı şekli daha sonra çivi yazısına dönüştü.

yazının dönüşümü

Sümer çivi yazısı

Sümerlerden sonra, Mısır da hiyeroglif şeklinde yazılar gelişti. Ancak, günümüzde kullanılan hemen hemen tüm alfabelerin kaynağı olacak Fenike alfabesi gelişti ve zaman içerisinde farklı coğrafyalarda ve milletlerde dönüşüme uğrayarak farklı alfabelerin gelişmesine önayak oldu.

Alfabelerin değişim ve dönüşüm haritası

Fenike Alfabesi

Sümerler, kendilerine Kanglı diyorlardı. Kang devlet ismi idi. Zaman içerisinde bulundukları bölgeden Orta Asya’ya göç ettiler, MÖ 2000. Orta Asya’da Cungar havzası ve bugünkü Kırgızistan, Kazakistan bölgelerinde uzun yıllar yaşadılar ve medeniyeti oraya da taşıdılar. Topluluklarına Kangar deniliyordu. Hatta öküzler tarafından çekilen ilk tekerlekli arabayı onlar kullandılar. Kanglı denildi ama bu kelime zamanla kağnı‘ya dönüştü.

Göktürkler zamanında diğer 9 kabile ile birlikte Onokları oluşturdular.

  1. Kanglılar (Peçenekler)
  2. Hazarlar
  3. Macarlar
  4. Bulgarlar
  5. Oğuzlar
  6. Subarlar
  7. Kumanlar
  8. Kimekler (Kıpçaklar)
  9. Türgişler
  10. Karluklar

Batı Göktürk devleti yıkıldıktan sonra Batı’da Hazar devleti, Doğu’da Türgiş devleti bağımsız hale geldiler. Kanglılar ise içinde Bulgarlar, Macarlar, Oğuzlar, Kumanlar, Kimeklerle birlikte Aral gölünün etrafındaki alanda bir birlik oluşturdular.  Yaklaşık 100 yıl süren bu birlikten  ilk önce Macarlar ayrıldı ve batıya göçtüler, daha sonra Bulgarlar ayrıldılar, daha sonra  Kanglıların en büyük ve yönetici kabilesi olan Peçenekler ayrıldılar, daha sonra Kuman (Kıpçaklar) ayrıldı. Peçenekler Karadenizin kuzeyinde Bulgarlardan sonra 150 yıl yaşadılar. Peçenek kelimesinin Başa-On-Ok yani Onokların Başı/Lideri kelimesinden geldiği rivayet edilir. Bu kelime zaman zaman farklı coğrafyalarda Besenyö veya Bosniaks olarak da telaffuz edildi. MS 900 lerden sonra şimdi ki Bosna Hersek bölgesine ve balkanların değişik yerlerine göçtüler. Geride kalan Kanglı boylarının bir kısmı Oğuzlara katıldı ve 24 Oğuz boyundan biri olan Peçeneklere dönüştü, diğerleri ise Karakalpakistan, Özbekistan ve Kazakistan’da hala varlığını sürdüren Kanglı boyları olarak devam ediyorlar.

Sümerlerin (Kanglılar) tarih boyunca yerleşimleri

Mezopotamya da Türk kökenli tek kavim Sümerler değildi

Sümerlerin Mezopotamyadan ayrılmasının ardından bölgede Babil, Asur, Mari, Elam gibi devletler ve medeniyetler kuruldu.

Sümer sonrası Mezopotamya

Mari devletinin başşehri olan Mari’ de yapılan bazı arkeolojik kazılarda tabletler bulundu. Fransız bilginlerinin yürüttüğü kazı şimdiki Irak–Suriye sınırı yakınında, Fırat çayının batı yakasında, eski Mari şehrinin arşivini ortaya çıkarmıştı.Bu tabletlerde Mari devletinin savaştığı ve anlaşma yaptığı devletlerden bahsediliyor.

Mari’de kazıda çıkan çivi yazılı tabletler

Çivi yazısı ile yazılmış tabletlerin (kil levhaların) metinleri 1950 yılından başlayarak, Georgies Dossin tarafından Louvre Müzesi haberlerinde seriler halinde yayımlandı.

Yirmiden fazla metinde turukku şeklinde okunmuş boy adı vardı.

Bu adın Türklerle ilgili olduğunu ilk kez söyleyen H. Z. Koşay iki tablette turukku sözü olan satırı belgelemiş ve 1982 yılında Bükreş’te bir bilimsel bültende yayınlamıştır.

1989 yılında S. Bayram, turukku sözü olan daha 11 tablet olduğunu kaydetmiştir.

Azerbaycan tarihçilerinden Z. Yampolski, Yusif Yusifov, S. Əlyarov (1996) da Asur metinlerinde geçen turukku veya turukki boyunu Türk saymış ve bu adın çeşitli zamanlarda ve çeşitli dilli yazılarda türük//török//turuk//türki şeklinde kullanıldığını kaydetmişler.

Gut”lar, M.Ö. 2400 yılları civarında Sümer ülkesine gelip Akad krallığına son vermiş ve bir krallık kurup 150 yıl kadar hüküm sürmüşlerdir. Sümer (Kenger) çiviyazılı metinlerine göre bunların 12 tane kralları vardır.

Turukku, Türki, Kuman, Subar devletleri MÖ 2500 ler

Bunlardan 4 tanesi kendi zamanlarında yazılan Sumer belgelerinde, diğer 8 tanesi ise kral listelerinde mevcut. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde 1937 yılında Sümeroloji profesörü olan Benno Landsberger ve aynı fakültede Türkolog olan von Gobain, kral adları üzerinde çalışarak Gut/Kut krallarından 10 tanesinin isminin Türkçe olduğunu kanıtlamıştır.

Bu kral adları şöyledir:

1) Yarlagan,

2) Tirigan,

3) Şarlak veya Çarlak,

4) Lasirap veya Laşirap,

5) Elulummeş,

6) İnimabakeş,

7) Nikillagap,

8) İngişi veya İnkuşu,

9) İgeşuaş,

10) İbate veya İbati

Landsberger,1937 yılında toplanan ikinci tarih kongresinde sunduğu bildiride bunları açıklamıştır. Bunlardan Yarlagan, bağışlayan anlamında. Yunus Emre’nin şiirlerinde Yarlığa kelimesi çokca geçmektedir. Tirigan, Türkçedeki “tiriga” kelimesini hatırlatıyor: diri, canlı, güçlü anlamında. Türkçede “-agan”, “-egen” ekleri, isimlerden sıfat yapıyor. Tirigan=kuvvetli, güçlü olan. Sumercede aynı anlamda “dirig” keimesi var. Elulumeş, (İlalmış) ülkeyi büyük yapmış, anlamında. Şarlak, çarlak ise Türkçede kanatlı hayvan anlamına geliyor. Anadolu’da şelalelere “şarlak” deniyormuş. Landsberger’in bu tespitlerinden sonra yapılan başka çalışmalarda da Türkçe ile ilişkili kelime ve ekler bulunmuştur. Gut/Kut’lar, Babil Kralı Hammurabi zamanında da ortaya çıkmışlardır (M.Ö. 1750). Gutlar; Subarlar, Turukkular birleşerek Hammurabi ile savaşmışlardır.

Hammurabi ölünceye kadar onlarla savaşmak zorunda kalmıştır. Sadi Bayram’ın “Kaynaklara Göre Güneydoğu Anadolu’da Proto-Türk İzleri” adlı kitabında verilen bilgiye göre Turukkularla ilgili bilgiler bugünkü Suriye topraklarında bulunan Mari (yeni adı Tel-Hariri) adlı yerde bulunan belgelerden elde edilmiştir.

Bu noktada Prof. Dr. A. Haluk Çay’ın yorumlarına yer verelim:

“M.Ö. 2350-2150 yılları arasında Mezopotamya’da büyük bir devlet kurmuş olan Akad hükümdarlarından Naram Sin’e ait “Mücadelenin kralı” anlamında “Şartamhari metni” olarak bilinen yazılı kaynak Anadolu’daki Türk varlığı bakımından oldukça önemli bilgileri ihtiva etmektedir.”

“Bu belgenin üç kopyası olup, ilki Mezopotamya’da Babil’de, ikinci Mısır’da Tel el-Amama’da, üçüncüsü ise Anadolu’da Hattuşaş’ta (Boğazköy) ortaya çıkarılmıştır. Hattuşaş arşivinde “Kbo-III, 13″ sıra numarası ile tesbit edilmiş olan bu yazılı belge Hitit (M.Ö. 1750-1200) çivi yazısıyla, Akadça orijinalinden kopya edilerek taşa kazınmıştır.”

“H.G. Gütebock tarafından deşifre edilen bu belge, Anadolu hakkında ilk tarihi bilgileri vermesi bakımından çok kıymetlidir. Bu tarihi belgede, Akad Kralı Naram-Sin’e karşı 17 Anadolu kralının güçlerini birleştirerek harekete geçtikleri ancak yenik düştükleri anlatılmaktadır.

Akad Kralı Naram-Sin tarafından yazdırılan bu tablette, Akad Kralı kendisine karşı ayaklanan 17 şehir devletinin (Sümerlerden kalan) adlarını verirken Hatti Kralı ile birlikte, bu ittifakta Türki Kralı İlşu-Nail ismini de belirtmektedir. M.Ö. 2250’li yıllarda; hem de Türk adıyla Anadolu’da bir devlet olduğunun kanıtı olan bu yazıtın 15. satırında geçen bu ifade; Türklerin milattan önce bile Anadolu’da bulunduğu tezini doğruluyor.

Bu belgenin 2 önemli noktası vardır.

1- İlk Türk adıyla kurulan devlet, Göktürk Devleti değildir.

2- Türkler Anadolu’da en az 4500 yıldır vardırlar. Sümerce-Türkçe arasındaki yüzlerce ortak kelimeyi delil kabul etmeyenler için bile; M.Ö. 2250’lerde, Anadolu’da bir Türk devletinin varlığı belgelidir. İşin bir diğer ilginç yanı, bu Naram-Sin’in Hz. İbrahim döneminde yaşayan Kral Nemrut olduğuna dair söylentilerdir.

Önce Sümerlerin, daha sonra da Asurlular ve Babillerin egemenliğinde kalan Mari şehri, bugünkü Suriye sınırları içerisindeki Tell Hariri kentidir.

Bugün Louvre Müzesi’nde sergilenen Akadca yazılmış bu tabletlerin metinleri Fransızca tercümeleriyle birlikte Georges Dossin tarafından 1950 yılından itibaren yayınlanmaya başlanmıştır.

Dört cilt halinde yayınlanan bu Mari tabletlerinin 13 tanesinde toplam 22 defa “Turuku”, “Turukku”, “Turukki, ve “Turuk” biçiminde bir kavim adı geçmektedir.

Bu tabletlere şöyle birkaç örnek vermek mümkündür:

16 numaralı tablet : “…Uyuyanları uyandıran ve uyandırdıklarına hiç tayın vermeyen Turukkular gibi yapacağız”.

21 numaralı tablet : “…Bu akından beri Turukkular’ın sayısı fazla görünmüyor. Fakat artabilir. Onlar gelmeye devam edecekler.”

22 numaralı tablet : “…Bana yazdığın Turukkular’la ilgili haberler değişti.”

23 numaralı tablet : “… Bana Turukkular hakkında yazmıştın. Turukkular’ın çıkış hareketinde bulundukları gün çok meşgul olduğumdan sana haber veremedim.”

87 numaralı tablet : “…Kral bana herşeyden önce, Turukkular’ın hücum ettiklerini, Nithim’i kuşattıklarını yazdı.”

MÖ 1500 ler ve sonrasında Mezopotamya ve kuzeyindeki Türk kabileleri kafkaslara ve Orta Asya’ya doğru göçmeye başladılar. Baykal gölünün doğusunda ki tanrı dağlarının doğu ucu elmalık (yablaka) dağlarına kadar yayıldılar, Orhun ve İrtiş nehirlerinin suladığı Ötüken Ormanlarını merkez yaptılar.

Kök Türk Alfabesi

Türklerin bir diğer alfabesi olan Kök Türk (Orhun) alfabesi 38 harften oluşmaktadır. Bunlardan 4’ü ünlü, 31’i ünsüz ve 3’ü çift ünsüz sesler için kullanılır. Ünlüler için kullanılan harflerin her biri ikişer ünlüyü karşılamaktadır. Ünsüzler için kullanılan harflerden 20’si kalın ve ince sesler için ayrı ayrıdır. 7’si kalınlık-incelik bakımından nötr harflerdir. 4’ise çoğunlukla ünlü-ünsüz veya ünsüz-ünlü değerindedir. ( ık-kı, ok-ku gibi) Kök Türk alfabesindeki ünlülerin azlığı, ünsüzlerin çeşitliliğiyle telafi edilmiştir. Ünsüz harflerin kalın veya ince biçimlerine göre ünlü harflerin karşıladığı ses belirlenmiştir. Bu sayede kalın ve ince ünlüler birbirine karışmamaktadır. Ancak ünlü harflerin geniş ve dar karşılıkları karışmaktadır. “Kül Tigin” veya Köl Tigin” şeklinde okunmasının sebebi budur.

Kızıl, Tuva daki Kök Türk alfabesinin ilk örneği

Kök Türk alfabesinin işaretlerinin çok olmasının sebebi, harflerinden çok heceleri karşıladığı içindir. Kök Türk alfabesinin yazılışı ve okunuşu ise Latin alfabesinin aksine sağdan sola doğrudur.

Tengri (Tanrı) kelimesinin yazılışı

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Orhun (Göktürk) alfabesini de unutmadılar getirdiler, bir çok yerde tamga, dövme, işaret, boy adı vb kullandılar.
Fatih Sultan Mehmed Han’ın Kök Türk alfabesi ile yazılmış imzası bulunmaktadır.

𐰚𐰼: 𐱅𐰇𐰼𐰜: 𐰇𐰔: 𐱅𐰇𐰼𐰜𐰲𐰀: 𐰋𐰃𐰠𐰢𐰠𐰓𐰼

 

Tonyukuk yazıtı

Uygur Alfabesi

Uygur döneminde dinin değişmesi alfabeye de yansımıştır. Soğdların işlek el yazısından (kurziv) küçük değişikliklerle alınarak Türkçe için kullanılmış yazı sistemidir. Bu alfabe en çok Uygurlar tarafından kullanıldığı ve bu kültüre ait eserler verildiği için Uygur alfabesi adını almıştır. İlk olarak Türk boylarında kullanılan bu alfabe kesin olmamakla birlikte 9. yüzyılın ortalarında Koço Uygur Kağanlığı tarafından kullanılmış ve yaygınlık kazanmıştır. Uygur alfabesi bu süreçten itibaren bin yıl kadar kullanılmıştır. Bunun temelinde din vardır. Türk olmasa bile Maniheist, ve Budistler için Uygurca ilahiler söylemek dine saygı olarak görülmüştür.

Uygur alfabesinde aslen 14 harf bulunmaktadır. Bunlardan 3’ü ünlü, 11’i ünsüz harflerdir. Türkçe’nin 8 ünlüsü, Uygur alfabesindeki bu 3 ünlüyle (Arapçadaki elif, vav, ye gibi) gösterilmiştir. Bazı harfler birden fazla sesi karşılamaktadır. Örneğin; “b” ile “p”, “c” ile “ç”, “j” ile “z”, “k” ile “g” tek bir harfle gösterilmektedir. Harfler bitişik yazılmaktadır.

Kutadgu Bilig, uygur alfabesi ile yazılmış hali

Uygur alfabesinin Arap alfabesine benzerliği sadece ünlülerin kullanımıyla sınırlı kalmamıştır. Harflerin kelimenin başında, sonunda, ortasında farklı yazılması ve metinlerin sağdan sola doğru yazılıp okunması diğer benzerlik gösteren hususlardır.

Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul fethinden sonra çeşitli devletlere fetihnameler göndermiştir. Bunlardan birisi de Uygur Alfabesi ile yazılmıştır.

 

Arap ( Osmanlıca) Alfabesi 

Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra dile dini kavramlar hızla girmeye başlamıştır. Bu dini kavramların telaffuzu ve doğru yazılışı hususunda ayrılıkları önlemek için Arap alfabesine Karahanlılar döneminde geçilmiştir. Arap alfabesinde bulunan 28 harf, Türkçe’nin ses özelliklerini tam karşılamadığı için dilimize uygun eklemeler yapılarak 31-36 harfle kullanılmıştır. Arap alfabesinde bulunmayan ç, p, j gibi sesleri karşılayan harfler eklenmiştir. Arap alfabesi sağdan sola doğru yazılmaktadır.

Arap alfabesi ünsüz sesler üzerine kurulmuştur. Ünsüzler; kamer ve şemsi olarak ikiye ayrılır. Ünsüz harflerin özelliklerine göre ünlü sesler telaffuz edilmektedir. Bu sebepten ünlü sesler kelimelerde gerekmedikçe gösterilmemiştir. Türkçedeki ünlüler; “a, e”  sesleri “elif”, “ı, i”, sesleri “ye”, “o, ö, u, ü” sesleri ise “vav” harfleriyle gösterilmektedir. Kelimenin anlamına, ünsüzlerin kalın veya ince oluşuna göre doğru sesler telaffuz edilir. Ancak bu doğru okuma kısmında oluşabilecek, sorunlar için önemli metinlerde hareke kullanılmıştır. Özellikle Kur’an-ı Kerim okunurken yanlış telaffuz edilmemesi için harekeli halini okumaktayız. Bunun dışında bazı gramer kitapları hareke kullanılarak yazılmıştır.

Kiril Alfabesi

Türklerin Kiril alfabesine geçişi iki şekilde Rusya topraklarında gerçekleşmiştir. Birincisi, Müslüman olmayan Türklere yazı dili oluşturma yoluyla Rus Ortodoks Kilisesi misyonerlerinin titiz ve sabırlı adımlarla, Çarlık Rusya’sında gerçekleşmiştir. İkincisi, yazı dili olan Müslüman Türklerin birlik olmasını engellemek amacıyla olmuştur. Bu hareket, devletin çıkardığı alfabe yasağıyla ve zor kullanılarak komünist dönemde gerçekleşmiştir.

Kiril Alfabesi Türklerin kullandığı alfabeler arasında en çok sesli harf barındıran alfabedir. 38 harften oluşan alfabenin 11’i sesli harftir. Günümüzde kullandığımız alfabemizle benzer noktaları vardır. Soldan sağa doğru okunmaktadır. Kiril alfabesinde bulunan “E” harfi şekil olarak tanıdık gelse de ses değeri olarak “E” ile “İ” karışımıdır. Kiril alfabesi de kullandığımız diğer alfabeler gibi Türkçe’nin özelliklerine göre düzenlenerek kullanılmıştır. “K” harfi Türk Cumhuriyetleri ve topluluklarının kullandığı alfabelerde yer alır. Gırtlaktan çıkan ve “Q” sesine oldukça yakın olan kalın bir “K” sesi olarak okunur ve söylenir. “X” harfi Tatarca’da ve Azerice’de kullanılır. Boğazdan gelen gırtlaksı bir “H” sesidir. Normal “H” sesinden biraz daha sert ve hırıltılıdır. Azericenin resmi harflerinden birisidir. İç ve Doğu Anadolu ağızlarında sıklıkla rastlanır. “H” sesi Kiril alfabesinde genizden çıkartılan “N” ve  “G” karışımı bir sestir. Eski Türkçe’den itibaren kullandığımız (günümüz Türkçesi haricinde) “n” sesinin karşılığıdır. Eski Türkçe’den kalma metinlerde “Tenri” kelimesi çok sık geçtiğinden bu sesle karşılaşmaktayız.

Kril alfabesiyle Özbekçe bir metin

Latin Alfabesi

Arap alfabesinin Türkçe’nin yapısına uymaması Latin alfabesine geçişin önemli nedenlerindendir. Arap alfabesi ünsüz harfler üzerine kuruludur. Ancak Türkçe ünlü harflerin ön planda olduğu bir dildir. İlk Türkçe metinlerden günümüz metinlerine kadar kalınlık-incelik uyumuna uyan kelimeler kullanılmıştır. Ayrıca Arap alfabesinin farklı şekillerde telaffuzu, kelimelerin bağlama göre okunması, Türkçede tek bir sesi karşılayan birden fazla harfin bulunması önemli nedenlerdendir.

Latin alfabesi temel alınarak hazırlanan günümüz Türk alfabesi, 1 Kasım 1928’te kullanılmaya başlanmıştır. Bu alfabede 21’i ünsüz 8’i ünlü olmak suretiyle 29 harf bulunmaktadır. Latin alfabesinde bulunmayan Türk dilinin yapısına uygun “ç, ş, ğ, ö, ü”, harfleri eklenmiştir. Bununla birlikte Latin alfabesinde bulunan “I-i” harfinin yanında “ı” ve “İ” şekilleri de kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca dilimize uygun olmayan “q x, w” Latin harfleri de kullanılmamıştır. Günümüz Türk alfabesi soldan sağa doğru yazılmaktadır. Türkçenin özelliklerine uygun hazırlanan bu alfabede telaffuz sorunu ortadan kalkmış ve günümüz formunu almıştır.

 

kaynaklar:

Dürrü Meknun, Muhyiddin Arabi
İslam Ansiklopedisi
wikipedia
tarihnotlarım.com
asor.org
Haluk Berkmen
Soner Sadıkoğlu
Meltem Çetin Sever
SumerianTurks.org
saha araştırmaları

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?